1997 yılında Türkiye’de, İslam dininin bireysel ve toplumsal hayatta yaşanmasını engellemeye yönelik gerçekleştirilen 28 Şubat postmodern darbe sürecinde birçok öğrenci ve kamu çalışanı çeşitli baskı ve zulümlere maruz kaldı. Özellikle başörtülü kadınlar, eğitim ve çalışma haklarından mahrum bırakıldı.

Mardin Artuklu Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Psikolog Deniz Işıker Bedir, İLKHA’ya o dönemde başörtüsü yasağı nedeniyle büyük baskılar gördüklerini belirtti. Dr. Bedir, karanlık dönemin üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen, mağduriyetler bir yana o süreçte hala ceza alıp da yaş haddinden yargılanmayan birçok kesimin olduğunu aktardı.

“28 Şubat, doğrudan Müslümanları hedef alan bir darbeydi”

Bedir, Türkiye tarihinde birçok darbe yaşandığını ancak 28 Şubat’ın diğerlerinden farklı olduğunu ifade ederek, ”1960, 1970, 1980 darbeleri gibi Türkiye tarihinde farklı dönemlerde birçok darbe var. Ancak 28 Şubat, diğer darbelere göre farklıdır. Çünkü hem kitlesel olarak çok daha geniş kesimleri etkileyen hem de doğrudan Müslümanları hedef alan bir darbedir. Aynı zamanda diğerlerinden farklı olarak postmodern darbe olarak adlandırılıyor. Bu da demek oluyor ki sadece askeri bir darbe değil. Elbette ki bir asker kanadı var ama bunun dışında medya, üniversiteler, STK’lar gibi birçok farklı ayağı var.” dedi.

Vaiz Gökalp: Sihir ve büyü İslam'da kesin bir şekilde yasaklanmış büyük günahlardandır Vaiz Gökalp: Sihir ve büyü İslam'da kesin bir şekilde yasaklanmış büyük günahlardandır

28 Şubat sürecinin en önemli unsurlarından birinin Batı Çalışma Grubu olduğunu vurgulayan Bedir, “28 Şubat’ın askeri ayağına bakıldığında Batı Çalışma Grubu karşımıza çıkıyor. Legal olmayan bir kurum. Askeriyenin içinde bir kurum gibi hareket ediyor. Bu yapı aslında medyaya, üniversite rektörlüklerine brifingler veriyor. Ne yapacaklarına, darbeyi nasıl uygulayacaklarına dair yönlendirmeler yapıyor. Sincan’da tankların yürütülmesi gibi olaylar da bu süreçte patlak verdi. Medyada Müslümanların kötü gösterilmesiyle başlayan bir süreçti.” ifadelerine yer verdi.

Birçok kadının eğitim ve çalışma hakkının gasp edildiğini aktaran Bedir, “28 Şubat sürecinde en çok etkilenen kesim kadınlar oldu. Elbette ki memur olup işinden atılan, askeriyeden ihraç edilen erkekler de vardı ama kitlesel açıdan bakıldığında başörtüsü yasağı en büyük etkilerden biriydi. 2013 yılına kadar bu yasak devam etti ve 16 yıl boyunca başörtülü kadınlar çalışma ve eğitim haklarından mahrum bırakıldı. Bu durum birçok kadında depresyon, sosyal fobi ve travma sonrası stres bozukluğu gibi ciddi psikolojik etkilere yol açtı. Çünkü bu gerçekten ağır bir travmaydı. Üniversiteye gidiyorsunuz, hocalar sizi dersten çıkarıyor. Sevdiğiniz bölümü bırakmak zorunda kalıyorsunuz ya da peruk takarak, başınızı açarak derse girmek zorunda bırakılıyorsunuz. Bu, kadınlar için büyük bir travmaydı.” şeklinde ifade etti.

“Maalesf şahıslar hakettikleri cezayı almadılar”

Bedir, 28 Şubat’ın neden olduğu hak kayıplarının halen telafi edilmediğine dkkat çekerek, “Bazı kadınlar ve erkekler işlerinden atıldılar ve o süre zarfında sigortaları yatmadı. Büyük hak kayıpları oldu. Sonradan bazıları tekrar işe başladı belki ama o yıllar geri gelmedi. Bugün 50 yaşına gelen insanlar, emekli olabilmek için 10-15 yıl daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Kadınlar 40 yaşından sonra üniversiteye başlayarak kayıplarını telafi etmeye çalıştı ama o yılların kaybı hâlâ telafi edilmedi. Bir yargılama oldu, bazı cezalara karar verildi ama o cezalar uygulanmadı. Maalesef yaş haddinden dolayı ceza almaları gerekenler hak ettikleri cezayı almadılar. Dahası, sadece askeri kanat yargılandı. 28 Şubat sürecini yöneten sivil kanat, medya patronları, üniversite rektörleri ve süreci kışkırtan kişiler yargılanmadı. Bu durum, mağdurların adalet duygusunu sarsıyor.” şeklinde aktardı.

Bedir, 28 Şubat sürecinin yeni nesillere aktarılması gerektiğine dikkat çekerek, “2013 yılında başörtüsü yasağı kaldırıldı ama yeni nesil, bizim yaşadığımız zorlukları tam olarak anlayamıyor. Aslında bunun sorumluluğu biraz da bizde. Çünkü bu ciddi bir travma olduğu için insanlar çok fazla konuşmak istemiyor. Ancak 15 Temmuz darbesinden sonra gençler, darbe gerçeğini biraz daha kavradılar. Yine de 28 Şubat’ı anlatmak ve hatırlatmak bizim görevimiz. Türkiye’de böyle bir sürecin yaşandığına inanmayan insanlar var. Bu yüzden 28 Şubat sürecini her zaman hatırlatmalı ve anlatmalıyız.” dedi.

“Adaletin tam anlamıyla sağlanmamış olması, mağdurların vicdanını rahatlatmıyor”

Bedir, şu ifadelere yer verdi:

“Bazı kadınlar, yaşadıkları acıları çocuklarının da yaşamasını istemediği için ‘Benim çocuklarım başörtüsü takmasın’ diyor. Çünkü kendi çektikleri sıkıntıları biliyorlar. Bu, psikolojik bir süreçtir. Ancak zorluklar insanları güçlendirir. Gazze halkı bugün nasıl mücadele veriyorsa, inancı uğruna direniyorsa, biz de 28 Şubat’ta yaşadıklarımızı unutmamalı ve mücadele ruhumuzu korumalıyız. Başörtüsü konusundaki kazanımlarımız, verilen mücadelenin sonucudur. Ancak hâlâ haklarını arayan insanlar var ve adaletin tam anlamıyla sağlanmamış olması, mağdurların vicdanını rahatlatmıyor. Adaletin dünya üzerinde de tesis edilmesi gerekiyor.” (İLKHA)

Kaynak: İLKHA